Afife Jale

İLK MÜSLÜMAN KADIN TİYATRO OYUNCUSU

“ Beni acıyarak değil; düşünerek, severek ve kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!”

Afife’nin tiyatroya olan tutkusu, bir gün sahneye çıkma hayali uzun yıllar öncesinde paşa dedesiyle el ele gittiği oyunlarla başlamıştır. Ancak o dönemlerde Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktır. Önündeki engeli Paşa dedesi her ne kadar anlatsa da küçük kız bunları anlayabilecek yaşta değildir. Tiyatroya olan ilgisi üzerine dadısı Sophia, Ziya ve Afife’nin istedikleri oyunu canlandırabilmeleri için onlara sahne tasarlamış, iki çocuğun gösterileri başta dedeleri Sait Paşa olmak üzere ev halkının en büyük eğlence kaynağı haline gelmiştir. Sait Paşa,torunlarının sanata olan ilgilerini her daim takdir etmiş, mutlu olmuştur. Babası Hidayet Bey ise ailede çok bilgili olmasıyla birlikte daha çok muhafazakar kimliğiyle ön plandadır. Hidayet Bey, Osmanlı’yı, Dr. Sait Paşa ise İttihat ve Terakkiyi savunduğu için kendi aralarında muhafazakarlık ve modernlik çatışması yaşıyorlardır. Afife ilk okulun son sınıfındayken Osmanlı’nın tüm topraklarında seferberlik ilan edilmiştir. Dönemin İstanbul Belediye Başkanı ise toplumun maneviyatını korumak için ilk şehir tiyatrosu olan ‘Darülbedayi-i Osmani’ yi kurmuş, ünlü Fransız Tiyatro oyuncusu Andre Antoine’yi getirtmiştir. Yine bu dönemle tiyatro camiasında Müslüman erkeklerle birlikte gayrimüslim kadınlar sahne almaya başlamışlardır. Bu dönemin en iyi kadın oyuncusu ise sürekli adından söz ettiren Ermeni bir kadın olan Eliza Binemeciyan’ dır. Afife ise dönemin tiyatro camiasındaki değişimleri sürekli takip edip bir yandan da okul hayatını devam ettirebilmek için canla başla uğraşıyordur (Özgürlük Savaşçısı Mod). Sonunda hayalini kurduğu okulu Sanayi i Nefise Mektebi’ nin resim bölümünü kazanmıştır. Tam da bu dönemde hayatını baştan sona değiştirecek Temaşa Mecmuası’ nda Darülbedayi’ nin yönetim kurulunun sınırlı sayıda Türk kızlarına tiyatro eğitiminin açılacağı duyurusunu görünce içindeki tiyatro sevdası önündeki güçlüklerin hepsinden ağır gelmiş, 16 yaşındayken ailesinden hiç kimseye söylemeden Darülbedayi’ ye adımını atmıştır. Babası Hidayet Bey, Temaşa Mecmuası’ nda kızını görünce çok hiddetlenmiş, Afife’ye “Ya tiyatroyu bırak ya da evden git” diyerek iki seçenek sunmuştur (Babasının desteklemeyip evden kovması onda bir yandan Duygusal Yoksunluk Şemasının kökenini oluştururken diğer yandan da Terk Edilme Şemasının kökenini oluşturmuştur). Annesi Methiye hanım ise kızının tiyatro sevdasının nasıl da güçlü olduğunu bildiği için kızını yalnız bırakmayarak çok cesur bir karar vermiştir. Ancak sevgili babası vefat ettiği için artık gidebileceği bir kapısı da yoktur. Bu esnada Afife’nin dadısı Sophia, Afife benim de kızım demiş ve onlara evini açmıştır. Üç kadının büyük ekonomik zorluklarla verdikleri mücadelelerinin sonunda büyük gün gelmiştir. Afife, Afife Jale olarak ilk kez Eliza Binemeciyan’ ın yıllarca sergilediği “Yamalar” adlı eserin ‘Emel’ rolüyle sürpriz bir şekilde Osmanlı’nın en Batılı tarzda yaşayanların yeri olan Kadıköy’ de seyirciyle buluşmuştur . Onu sahnede gören seyirci üstün performansının karşılığını güçlü alkış sesleriyle vermiştir. Bunun üzerine Darülbedayi ise ilk Müslüman Türk kadınını sahneye çıkartmanın zaferini yaşamış ertesi hafta için de yine Eliza’ nın oynadığı başka bir oyunla yine sahneye sokmak istemişlerdir. Bu oyunun adı ‘Tatlı Sır’ dır. Oyunun birinci perdesi kapanıp kulise geçince bir dolu polis memuru kulisi basıp Afife Jale’yi merkeze götüreceklerini söylemiştir. Tam da o sırada hayatı boyunca onu hiç yalnız bırakmayacak olan o ağrı başına saplanmıştır (Devlet erkanları tarafından başarısına ket vurulmasının sonucunda psikosomatik mod devreye girmiş, migren atakları başlamıştır). Tam merkeze götürülecekken Kınar Hanım, Afife Jale’nin kaçmasına yardım etmiştir. O günlerde Eliza Binemeciyan İstanbul’ a ve Darülbedayi’ ye geri dönmüştür. Tüm tiyatro camiası Afife’ den bahsederken ünlü oyuncu gururuna yedirememiş Afife’nin hakkında ne konuşulduysa herkesi terslemiştir. Bu süreçte Afife Jale ise bir yandan geçmeyen baş ağrılarıyla boğuşurken diğer yandan da sahneye çıkamama korkusu yaşamaktadır (Karamsarlık Şeması). Korku dolu bekleyişin ardından, Darülbedayi oynamasını istedikleri ‘Odalık’ oyununu ona bildirmiştir. Bu oyun, toplumsal gerçekleri gözler önüne seren, efendisine sadece bedenini sunmakla görevli olan küçücük kızların cariyelik hayatlarını anlatan oyundur. Afife yine bu oyuna tam anlamıyla hazırlansa da güçlü baş ağrıları devam etmektedir. Annesi Methiye Hanım tüm çareleri denemiş sonundaysa bir psikiyatriste götürme kararı almış, Kadıköy’ deki Dr. Suat’ın kliniğine bir umutla adım atmışlardır. Dr. Suat, baş ağrılarının ilacının yalnızca morfin kullanmak olduğunu söylemiş, bağımlılık konusunda da genç kızı hiç uyarmamıştır. Morfin sayesinde ağrıları geçmiştir. Gazetelerde adından “Bir yıldız doğdu” diye bahsettiren Afife ‘Odalık’ oyununu sahnelemek için artık hazırdır. Birinci perdeyi yine üstün performansla bitirmiş, seyirci alkıştan yıkılmıştır. İkinci perde ise yine aynısı olmuş polis baskın vermiştir. Polisten kaçmak için sahneden inerken o lanet baş ağrısı yine başlamıştır (Psikosomatik Mod). Darülbedayi’ nin Yönetim Kuruluna, İstanbul Belediye Başkanlığından gelen resmi yazıda “Müslüman kadınların sahneye çıkarılmamaları” emri gelmiştir. Bunun üzerine Afife, Paşa dedesinden kalma günlüğüne şu satırları yazmıştır. “ Darülbedayi’ nin İdare Meclisi

üyelerinden bir zat Şeyhülislam’ a gidiyor. Oradan Dahiliye Nezaretine oradan da Şehremaneti’ ne yazılıyor. Müslüman kadınların sahneye çıkmaları İslam’ a aykırı olduğu için, benim Darülbedayi’ den çıkarılmam bildiriliyor.” (3 mart 1921) Bunun üzerine Afife tiyatro camiası tarafından hiç aranıp sorulmadığından yine güçlü baş ağrıları yaşamaya başlamış (Terk Edilme ve Duygusal Yoksunluk Şeması), Dr. Suat’ın kapısını sürekli çalar olmuştur. Dr. Suat onu morfin bağımlısı haline getirdikten sonra ona evlenme teklifinde bulunmuştur. Afife’ nin bu evliliği reddetmesi üzerine ise Dr. Suat morfinin bedelini, bedeniyle ödettirmiş, ona tecavüz etmiştir. Kendisini ruhen ve bedenen kirletilmiş hissettiği için çocukluk aşkı Ziya’nın evlilik teklifini de reddetmek zorunda kalmıştır ( Kusurluluk Şeması). Tiyatroya karşı ümidi yine son bulduğunda (Karamsarlık Şeması), Darülbedayi’ nin eski hocalarından biri olan Burhanettin Bey kapısını çalmış, Burhanettin Bey Kumpanyasında ‘Napoleon Bonaparte’ oyununda sahneye çıkmasını istemiştir. Burhanettin Bey’ in Afife’ yi sahneye çıkartması hiç kolay olmamış, Osmanlı ve İngiliz kolluk kuvvetlerine karşı Fransız askerlerden yardım isteyerek Afife’yi sahneye çıkartmayı başarmıştır. General Pelle’ nin karşısında sahne alan Afife, güvenli bir şekilde sahne alıp oyununu sonlandırdığında yine salon alkıştan yıkılmıştır. Afife oyunun sonunda kaçmayı başarmış, Burhanettin Bey ise uzun süre ortalıkta görünmemiştir. Afife, Burhanettin Bey ve Semiye’ nin Mısır turuna gideceklerini öğrenene dek ondan haber alamamıştır. Sahneye çıkamamayı kabullenemediğinden baş ağrıları yine geçmemiş ve yatağından çıkamaz olmuştur (Psikosomatik mod). Afife bunları yaşarken Osmanlı Devleti’ nin sonuna gelinmiş, 11 Temmuz 1923 salı günü ise Darülbedayi ekibi Mustafa Kemal Paşa’ nın huzurunda Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkmasına izin alıp, Paşaya gösterilerini yapmışlardır. Sahneye itilen ardından da unutulan biri olmanın acısıyla Afife, paşanın huzuruna kendisinin değil de Muvahhit Bey’ in eşi Bedia Hanımın çıkmış olmasına çok üzülmüştür (Sahneye çıkan ilk Türk Kadını olarak kendisinin orada olması gerektiğini düşünmüştür Haklılık Şeması. Bu olmadığı için de incinmiş çocuk moduna bürünmüştür.). Bu üzüntüsünün ardından yine kendisini salmış ve onu ayağa İsmail Faik Beyin ‘Kırık Kalp’ oyununda oynaması için yazdığı mektup kaldırmıştır. Afife unutulmamış olmanın mutluluğu içerisinde rolüne güzelce hazırlanmış yine adına yakışır bir oyun çıkartmıştır. Ancak ülkedeki değişim rüzgarı Afife’ nin yaşamını etkilememiş, yine aynı son ile karşı karşıya kalmıştır. Müslüman kadını sahneye çıkarttığı için İsmail bey karakola alındığı için yine baş ağrıları yükselmiş, o da soluğu her zaman ki gibi Dr. Suat’ın kliniğinde almıştır (Psikosomatik Mod). Bu süreçte kadınların sahneye çıkmasına izin verilmiş, hatta Ankara’da Türk Tiyatrosunu Himaye Cemiyeti kurulmuştur. Bu süre zarfında da Bedia hanım başarılarına başarılar eklemiş, adını duyurmayı başarmıştır. O, Afifenin ulaşmak istediği saygınlığa eşinin destekleriyle ulaşmıştır (Bedia Hanım’ın eşinin desteğiyle elde ettiği başarılarının karşısında Afife kendisini başarısız hissetmiştir. Oysa onun yerinde olması gereken kişi kendisidir. Başarısızlık Şeması- Haklılık Şeması). Bu yıkımın ardından kapısını çalan Fikret Şadi Bey olmuştur. Fikret Şadi Bey ise Afifeye, eşi Zabel Hanım ile birlikte organize ettikleri Trabzon turuna katılma teklifinde bulunmuştur. Afife’ nin tiyatro aşkı 22 yaşındayken bu sefer de onu yollara düşürmüştür. Değişen ülke koşullarıyla tiyatroya ve kadına önem verilmeye başlanmıştır. Trabzon’ a vardıklarındaysa bölgenin emniyet müdürü onları karşılamıştır. Kötü talihsizlik bu ya, emniyet müdürünü görür görmez baş ağrıları yeniden nüks etmiştir. Çünkü o kişi yıllar önce baş ağrılarına neden olan kendisine kötü kadınmış muamelesi yapan Kadıköy polisidir. Afife’ nin baş ağrıları, Dr Suat’ın kliniğinin uzak olduğu bu topraklarda nüks edince derhal morfin ihtiyacını da beraberinde getirmiş, ekipteki kişilerden yardım istemiş ve İstanbul’ a dönmüştür. O sahneye çıkmak için her yolu denediyse de ondan sonraki kadınların kolaylıkla sahne alıp baş tacı noktasına geliyor olmasını hiç hazmedememiştir. Trabzon’dan döner dönmez kendisine bir enjektör takımı almış, morfine olan bağımlılığı da iyice artmıştır (Kopuk Avungan Mod). Bu süreç içinde iyice tiyatrodan uzaklaşmış her zamanki gibi kendisini görünmezliğe itmiştir (Sosyal İzolasyon Şeması- Sosyal Çekilme Modu). Yaşamış olduğu her başarısızlığın ardından insanlardan uzaklaşmış, girdiği sosyal ortamlarda da kendisini kamufle etmiştir. (Afife Jale, gündemde kalmamayı başarısızlık olarak yorumlamıştır. Başarısızlık Şeması) Darülbedayi ise bu süreçte çok yol kat ederek Avrupa seviyesinde eserler vermeye başlamıştır. Ancak kimse Afife Jale’ ye rol teklifinde bulunmaz olmuştur. Kendisini sahneye sürenler artık onu istemedikleri için kendisinin kullanıldığını hissetmiştir. (Kuşkuculuk Şeması) Afife ikinci ve son aşkı olan Selehattin Bey ile bu buhranlı zamanlarda arkadaşlarıyla gittiği gazinoda tanışmıştır. Selehattin Pınar dönemin çok sevilen besteci ve tambur sanatçısıdır. Afifenin gözlerindeki derinliği Selehattin Bey şu sözlerle bestelemiştir “ Bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz. Derinden bakınca gözlerinize, neden başınızı öne eğdiniz? İçimde uyuyan eski bir arzu, dedi ki yıllardır aradığım bu. Şimdi soruyorum büküp boynumu, daha önce nerelerdeydiniz?” Selehattin Pınar da Afife’nin geçtiği yollardan geçmiş, babası tarafından çalgıcı olmakla itham edilip reddedilmiş bir gençtir. O bakışlarda kendi geçmişini görürcesine sevmiştir genç kadını ( Terk edilme Şema Kimyası). Afife’nin de duyguları ona karşılık verince evlenme kararı hemen beraberinde gelmiştir. Bu dönemde Selehattin başarılarına başarılar eklerken, Afife ‘İlk Müslüman Tiyatro Oyuncusu’ olmanın ötesine geçememiş olmaktan dolayı çok üzgündür ( Başarısızlık Şeması). Üzüntüsünü hafifletmenin tek yolunu sürekli kendisini

uyuşturmakta bulmuştur (Kopuk Avungan Mod). Selehattin Bey ise onu mutlu etmek, yatağından kaldırmak için eve tiyatro biletleriyle gelmeye başlamıştır. Afife katılmış olduğu tiyatro gösterisinde aranılıp sorulmamış olmasının üzüntüsünü daha da çok hissetmiştir (Terk Edilme ve Duygusal Yoksunluk Şeması). Yeniden ayağa kalkmanın yolunu tiyatroya dönmek için bir şeyler yapmakta aramışsa da kimse onunla çalışmak için teklifte bulunmamıştır. Bir yandan tiyatro camiasında istenmemesine üzülürken (Başarısızlık, Terk Edilme Şeması ve Statü Arayıcılık Şeması) diğer yandan da kocasının ilgisini kaybetmeye başlamıştır. (Duygusal Yoksunluk ve Terk Edilme Şeması) Bir gün, onunla birlikteyken morfin zamanı geçtiği için krize girmiş, eve geldiklerindeyse morfin yapabilmek için eşinden yardım istemek zorunda kalmıştır. Bu dönemlerde Selehattin Bey gönlünü genç bir kadına kaptırmış, ona şarkılar yazmaya başlamıştır. Bunu fark eden Afife, her ne kadar eşini çok sevse de ayrılmak istemiştir (Terk Edilme Şeması-Aşırı telefi). Geçen altı yıllık birlikteliğin ardından ayrılmışlar ve ayrılığın ardından hiç kimseyle görüşmek istemeyip kendisini sokağa atmıştır. Valizinin çalınmasının üzerine morfin krizine girmiş ve soluğu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde almıştır. Uzunca zaman kendisini gizemli tutmuş, yemeden içmeden kesilmiştir (Sosyal İzolasyon Şeması

Psikosomatik Mod). Hastane ekibinin onun hakkında tek bildiği bir morfin bağımlısı olduğudur. Hastanede geçen dördüncü yılda doktorla görüşmesi sırasında, genç doktor radyodan Selehattin Pınar’ın konuk olarak geldiği bir programı dinlerken Afife de dinlemek istemiş ve genç doktora tüm yaşamını anlatmıştır. Genç doktor karşısındaki kişinin Afife Jale olduğunu anladığında ona ailesini bulabilmesi için yardım etmek istediyse de Afife tüm camia tarafından unutulmayı hiç sindiremediğini söylemiştir. Genç doktor da dönemin gazetecilerinden olan Nusret Safa Coşkun’ a Afife’nin şu satırlarını “Değerli efendim, ben sahneye çıkan ilk Müslüman kadın Afife Jale. Sanatımı icra ettiğim yıllarda çektiğim acı, ızdırap bu günlerde de sona ermiş değil. Size Bakırköy tımarhanesinden yazıyorum. Gerçekten zor bir durumdayım ve zat-ı alinize anlatmak istediğim çok şey var. rica ediyorum bir gün ziyaretime geliniz. Böylelikle gazetecilik görevinizi ifa ederken aynı zamanda insaniyet namına da çok olumlu bir iş yapmış olacaksınız…” göndermiştir. Nusret Safa ise genç doktorun mektubunu alır almaz hastaneye gelmiş dönemin baş hekimiyle birlikte Afife Jaleyle konuşmaya başlamıştır. Afife Jale ise şu sözlerle başlamıştır: “ Beni unutmuşlar efendim… sahneye çıktığım zaman alnımdan öpen muharrir, beni teşvik eden büyük adamlar, hayranlarım, seyircilerim, arkadaşlarım hepsi beni unuttu. Ne çabuk. Kapılarımı çalan hatırımı soran bir insan yok. Hepsi unutmuşlar… burada boğuluyorum. Tımarhane köşesinde ölmek istemiyorum. Ne yapın edin beni çıkartın buradan (N.S. Coşkun perde ve sahne sayı:6 eylül 1941). (Terk Edilme Şeması, Duygusal Yoksunluk Şeması, Statü Arayıcılık Şeması)

Genç gazeteci Afifenin yaşamının son günlerinde en büyük destekçisi olmuş hem onun adını duyuracak o güçlü metni yazmış, hastaneden çıkartabilmek için abisi Salah’ ı bulmuş, belediyeden yardım talebinde bulunup bir çok konuda destekçisi olmuştur. Afife kopuk aile bağlarında büyümüş savaşlarla da iyice uzak kalmıştır. Günün sonundaysa yine kendi abisinin yanına gidecektir. Abisiyle karşılaşınca ilk sorduğu annesi ve dadısı olmuştur. İkisinin de kendisinden umutlarını kestikten sonra hayatlarında yaşama amacı kalmadığı için birbirlerine yakın zaman dilimlerinde yaşama gözlerini yumduklarını öğrenmiştir. Abisinin evindeyken 1.5 yıl içinde biraz daha toparlanmış kendisine ilk geldiğindeyse yine tiyatro dergisi istemiştir. Bu süreçte gazeteci dostu onu hiç yalnız bırakmamış her daim kendisini ziyaret etmiştir. Ondan son istediği ise Selehattin’ i son kez görmektir. Selehattin Bey haberi alır almaz gelmiş, geçen zaman içinde ondaki değişimi hiç anlayamamıştır. Bir zamanlar aşık olduğu güzel kadından hiç yemek yiyemediği için eser kalmamıştır. Afife kendisinden abisine daha fazla yük olmamak için, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine tekrar naklettirmesini istemiştir. Ölümünü bekleyen Afife sanata olan kocaman aşkıyla ve üzüntüsüyle 24 Temmuz 1941 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ nde 39 yaşında vefat etmiştir. Cenazesini ise hayatındaki önemli 3 adam kaldırmıştır. Abisi Salah, eski eşi Selehattin Pınar ve Gazeteci Nusret Safa.

O hayatı boyunca tiyatroya gönlünü vermiş, tiyatronun gelişmesi için çektiği çilenin birileri tarafından görülmesini istemiştir. Onu yıkan da aranılıp sorulmamış ve değerinin bilinmemiş olmasıdır. (Terk edilme, Duygusal Yoksunluk, Statü Arayıcılık Şeması)

Yorum yapın

vozol 10000 vozol 12000 vozol 12000 vozol 10000 vozol puff dizipal
casino casino siteleri